• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/547519185411609/
  • https://twitter.com/Karakocan_org
             

İnsanın nerede nasıl ve hangi cinsiyette doğacağı kendi iradesi dışında oluşur

İnsanın nerede nasıl ve hangi cinsiyette doğacağı kendi iradesi dışında oluşur. Büyüdükçe yaşadığı ortamı, havayı ve dünyayı algılamaya başlar. Gördüğü ve duyduğu nesnelerden yola çıkarak ilk algılamayı taklit olarak yapar. Burada birincil etken ailedir. Çevrenin ve aldığı eğitimin etkisiyle bu yeteneği sürekli gelişir.

Geçmişi, içinde bulunduğu durumu ve geleceğini dikkate alarak bulunduğu toplumda geçmiş bilgilerin etkisiyle geleceği belirleme yeteneğine kavuşur.  Kişi yeteneklerini geliştirirken toplumdan , düşüncelerden , fiziki durumlardan , sanatın icra edilişinden , coğrafya  ve bilgi gibi birçok sahadan gıda alır.  

Bu kişiliklerden oluşmuş bireyler topluluğuna da "toplumu" ve "toplum bilincini" oluşturur. Bireyin  üretim değerlerinden oluşan her şey  o toplumun kültürünü oluşturur. Bir kentin ürettiği her değer de, o kentin kültürünü oluşturur.

Hal böyle iken  köyden kente gurbete çıkan hemşerilerimizin durumlarını ve teşkilatlanmalarını dilimiz döndüğünce gurbette yaşayan biri olarak anlatmaya çalışacağım.


Köyden kente daha iyi bir iş, daha iyi ev, daha iyi bir eğitim , daha iyi sosyal kültürel çevre edinilebilmek için göçen kitleler, kentin hazır olmayan sosyal altyapısından bu özlemlerini ve amaçlarını gerçekleştirecek araçları bulamadıkları için;  Ne tam köylü ne de tam kentli olamadıkları için bu kitleler yabancılaşma ihtimali ve tehlikesi  ile karşı karşıya kalmaktadırlar.


Kentler kırsal kesime göre daha fazla imkânlara sahiptir. Kentlerin özgür havası, daha geniş   imkanlara sahip olma duygusu, kentte olmanın gururunun yanına yaşam, eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel etkinlikler gibi imkânların eklenmesi kentlerin çekiciliğini arttırmaktadır. Kentlerin bu çekici özelliği kırsal alandan kente göçü teşvik etmektedir.


Teknolojinin hızlı bir şekilde geliştiği, her şeyin gün geçtikçe farklılaştığı çağımızda şehirlerde de çok hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Bu değişim kültürel, sosyal, fiziki ve teknolojik boyutuyla daha belirginlik arz etmektedir. Bu değerler arasında göç alan şehirlerde, sanayinin yoğun olduğu kentlerde sosyal değişime etki eden faktörlerden biri de yöresel kültürlerdir.

Ülkemiz 1970’ler den itibaren, önce Karadeniz daha sonra iç Anadolu en sonunda ise Doğu ve güneydoğu ana dolu bölgeleri yoğun bir iç göç dalgasına tanık oldu. Zamanla Büyükşehirlerin varoşlarında sokaklar, caddeler derken kocaman hemşeri mahalleleri oluştu. Bu hızlı göç dalgası toplumda büyük bir alt üst kimlik yaratırken, diğer yandan sosyal devletin yetersizliğinden kaynaklanan zor hayat şartları  insanımızın mücadele etmeyi zorunlu kıldı. Ve bu durum çeşitli derneklerin, sivil toplum örgütlerinin kurulmasına sebep oldu. Hemşehri dernekleri de bunlardan biridir.

Malumunuz “  Hemşehrilik; aynı şehirden, aynı coğrafi bölgeden, aynı ülke’den ve aynı kültürden olmayı ifade eder. “Hemşehrilik” aidiyet ve kimlik duygusunu anlatır. “

Türkiye’de köylerdeki toplumsal örgütlenme akrabalık ve hısımlık bağları üzerine kurulmuşken, şehirlerde ise düşünce, inanç ve güven ilişkileri belirleyici olmakla beraber aynı coğrafi kökene mensubiyet de etkilidir. Özellikle büyük şehirlerdeki örgütlenmelerde etkin olan faktörlerden birisi hemşerilik anlayışı ve ilişkileridir.

Hemşeri dernekleri kendi yörelerinin kültürel adet ve geleneklerini muhafaza etmeye çalışırken  ve Hemşerilik anlayışı ve ilişkiler geliştirilirken unutulmaması gereken en  önemli unsur :

Kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayan farklı insanları da anlayışla karşılamak, farklılıkları kolay hazmetmek ve farklılığı zenginlik olarak kabullenmek durumundayız.  Zor ama olması gereken bir erdemliktir.  

Hemşerilik ilişkilerinde en çok dikkat çeken husus ekonomik ilişkilerdir.

Zira büyük şehre gelenlerin öncelikli ihtiyaçları barınma ve iş bulma ihtiyacıdır. Buna ilaveten “hemşerilik (ilişkileri) göç etmiş nüfusun kendisini şehirliden ve göç ettiği köyden ayırmasına yarayan bir kimlik, hem şehre uyması için gerekli bir araç, hem de bir güvence olarak görülmektedir.

Her bölgenin yöresel yemekleri, davranış ve anlayış kalıpları, giyim tarzı, lehçesi ve kültürel değerleri vardır. Şehre göç eden insanların büyük bir çoğunluğunun köyden gelmesi şehre ve yeni bir çevreye uyum sağlaması açısından tehlikeli ve zor bir durumdur. Köyünden, evinden, yakınlarından, kapısındaki köpeğinden, ahırındaki ineğinden, damındaki davarından, kümesindeki tavuğundan, tarlasındaki sapanından, orağından, tırpanından, ipinden, sapından, samanından özellikle de toprağından bir anda kopup yeni bir hayata, beton yığınlarının bulunduğu dar alanlara, apartman kültürüne geçiş yapmanın ne kadar zor olduğu aşikârdır


Prof. Mümtaz Turhan “Kültür, bir cemiyetin sahip olduğu maddi, manevi kıymetlerden teşekkül eden bir bütündür ve her nevi bilgiyi, alakaları, ihtiyatları, kıymet ölçülerini, umumi tavır, görüş ve zihniyet ile, her nevi davranış şekillerini içine alır. Bütün bunlar o cemiyet mensuplarının ekserisinde müşterek olan ve onu diğer cemiyetlerden ayırt eden hususi bir hayat tarzı temin eder. “ der

inançlar, bilgiler, his ve heyecanlar bütünüdür, yani maddi değildir

.

 Hemşehri dernekleri coğrafi bölgelerinden kopan kendileri ve yeni yerleşim yerlerinde doğan çocuklarını kültürel değerleriyle yaşatmaya ve yöresel kültürlerini devam ettirmeye özen gösteren organize gruplardır

Bugün bütün dünyayı etkisi altına alan küresel değerler yanında yerel kültürel değerlere doğru da bir yöneliş vardır. Bunun nedeni de toplumun uzun dönemler içinde meydana getirdiği değerlerin aslında toplumu ayakta tutan değerler olduğunun anlaşılmasıdır.

Yöresel kültürler ve hemşehri dernekleri tamponu üzerinde durmakta ve bu sivil kuruluşların ortaya çıkışı ve yaygınlaşması da bu temel perspektiften hareketle oluşmuştur. Batıdaki modernleşmeyi topluma uydurmaya çalışırken toplumun meydana getirdiği kültürel değerleri modernleşmeye aykırı diye hiçe saymak ve ortadan kaldırmak batı toplumunu bir krizin içine sokmuştur. Oysa toplumsal değişme ve modernleşme, ancak kültürel değerleri reddetmeden başarılı olabilir.

Hemşehrilik ilişkileri ve derneklerin kurulmasının en önemli amaç , gaye ve işlevleri ; temelde göç eden kitlenin kentte kaybolmama ve memleket ile olan bağını kaybetmeme çabasından kaynaklanır.

Köyden kente göç eden insanımızın adı konulmayan ancak ayakta durabilmenin en önemli kudreti diye adlandırdığım  Kimlik mücadelesidir. Bu Kimlik mücadelesi ise kendilerini sindirmeye, dönüştürmeye çalışan kentli ama orta sınıfa karşı veriliyor, yani kent ve kentli ötekileştiriliyor bir anlamda. Hemşehrilik ilişkileriyle ve derneklerimizin kuruluş  amaç ve hedefleri doğrultusunda kendilerini bir nevi koruma altına alan bu göç etmiş kitle, bir yandan kökenlerine dayalı ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan kentte olmanın getirdiği değişimi yaşıyor ve yaşadıkları toplumu da dönüştürüyorlar 

Hemşehri dernekleri özellikle kentin sosyal ve kültürel değişiminde kendi yörelerinin değerleri (örf, adet, gelenek vs) ni koruyarak kentleşme bağlamında şehirlilik bilincinin oluşumunda ve gelişiminde kendi hemşehrilerini eğitmeli, yönlendirmeli ve güçlendirmelidirler.

Empoze kültür yerine bilinçli, neyi niçin yaptığını bilen, kültürlü ve eğitimli nesillerin yetişmesi kent bilinci ve ülkenin gelişimi için önemlidir. Kentsel dönüşümü sadece ekonomik ve yapısal boyutuyla ele alırsanız günün birinde karşınıza kültürel yozlaşma ve çatışmayı bulmanız mümkündür.

Dernekler Hemşehrilerin dayanışma ve mücadelesini yükseltmeye hizmet etmelidir. Dernekler aynı yöre insanının toplanma noktası olmak ve her türlü sosyal, kültürel, ekonomik ve sportif faaliyetlerini gerçekleştirmek için vardır; onları daha özgül ve yerel bir sorundan, daha büyük ve kapsamlı bir mücadeleye akıtabilmenin aracıdır ve her şeyiyle buna uygun bir yapılanma içerisinde olmalıdır.

 

Sürekli dayanışma

Dernekler insanlarla pozitif bir ilişki kurabilmek için öncelikle, kuruluş amaçlarından kopmamalıdırlar. Dernek çalışmasına katılanlar da, zaten bu sorunlarının çözümü için buradadırlar. Sorundan kopmak, sorun sahibinden de kopmak anlamına gelecektir. Dernek çalışması sabırla, çalışma ekseni kaybedilmeden, gitgide daha geniş bir kesimde ilgi uyandıracak tarzda yapılmalıdır. Kitlelerle ilişki kurmanın çok çeşitli yol ve araçları kullanılmalıdır.

Burası benim mekanım diyebilmeliyiz
Derneğin düzenlenişi, günlük işleyişi de, hedef kitlenin bastırılan özlemlerini,  yalnızlaştırılmış günümüz kent insanının insani ihtiyaçlarından soyutlanmış olmaları gerçeğini gözeten bir anlayışla yapılmalıdır.

Orada çeşitli faaliyetlerde bulunabilmeliler, değişik emek ürünlerini değerlendirebilmelidirler.

Örneğin bir hemşehri derneği yöre insanının boş zamanlarında uğrayıp bir bardak çayını içebileceği, hemşehrileriyle, dostlarıyla buluşup sohbet edebileceği, çeşitli etkiliklerle birlikte olmanın, bir arada bazı faaliyetler yapabilmenin hazzına varacağı mekânlar olmalı.

 Mesela bir semt derneği, yerel sanatçıların uğrak yeri olmalı, işçi ,iş adamı ,bürokrat ,esnaf ,  ev kadınları ve öğrenciler  şiirlerini, öykülerini, el işlerini oraya taşıyabilmelidirler. Sanattan spora mümkün olduğu kadar çok aktiviteye uygun düzenlenmeli ve bunlar teşvik edilmelidir. Bu bahse konu kitleler, dernekle günlük yaşamları arasında birçok bağ kurabilmeli ve çok değişik nedenlerle gelip gidebilmelidirler.
Özellikle de kadınların dernek faaliyetine katılımı özendirilmelidir. Birçok hemşeri derneğinin, kahve ve kumarhaneden farksız olması, müdavimlerinin erkek olması üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur.  Özellikle bir mücadele geçmişi de olmayan bölge ve semtlerde, kadınların derneklere alabildiğine uzak durmalarına yol açmaktadır. Buna ailenin erkek bireylerinden gelen baskı da eklenince, derneklerde kadınları görmek imkansızdır. . Kadınların derneklere gelmesini sağlayacak ve garanti altına alacak önlemler özel olarak alınmalıdır. Dernek bünyesinde kurulacak bir kadın komisyonu, kadınlar ve çocuklar için özel etkinlikler vb. gibi değişik yol ve yöntemler bulunmalı ve uygulanmalıdır. 
Kitle örgütlenmesinin bu halkasından doğru bir biçimde tutulması, diğer halkaların örülüşünü de beraberinde getirerek kolaylaştıracaktır.

Dernekler hemşeri ilişkileriyle toplumu bir araya getirerek sosyal faaliyetlerde ve etkinliklerde bulunması gerekmektedir ve dernekler güç dengesini oluşturması gerekiyor. Bu gücünü de üyelerinden almaktadır. Derneklerin dışa karşı kendi aralarında dayanışma ve uzlaşma yapması gerekiyor. Başka şekilde üyesinin ve yöresinin hak ve menfaatini koruması mümkün değildir

Bunları yaparken mutlaka Bütün değerleri koruyarak değişimi gelişimi yapmalıdır. Bu değişimi ve gelişi yaparken kendi değerlerini koruyan  ve  hızlı bir şekilde sürdüren topluluklar veya yönetim anlayışları geleceğini daha iyi gören ve hazırlayan, planlayıp uygulayan bilimsel yaklaşımları ortaya koyarlar.

 

Bu alanı doldurmak yönetim erkinin görevi olduğu gibi sivil toplum kuruluşları da burada önemli bir fonksiyon üstlenmelidirler. Yerel yönetimler gelecek yıllarını planlarken bu durumu dikkate alarak hemşehri dernekleri ile sürekli temas halinde olmalıdırlar. Kurulmuş olan ve hayatlarını devam ettiren Trabzon ve   ilçeleri ve hatta belde isimleri ile kurulan   Hemşehri derneklerimiz de sosyal hayata ve yönetim erkine daha yakın durarak üstlendikleri misyonlarını yerine getirmelidirler.

Unutmayalım ki !

Sözün dikildiği yer gönüldür; ısmarlandığı yer düşüncedir, onu kuvvetlendiren akıldır, meydana çıkaran dildir

sevgi tercih, saygı mecburiyettir

sevgi , saygı ve hürmetlerimle…

 

 Mustafa ONAY

Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   252 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Anlık
Yarın
23° 26° 8°
AlışSatış
Dolar4.03044.0466
Euro4.96364.9834