• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/547519185411609/
  • https://twitter.com/Karakocan_org
             
CELAL ATALAN
celal@htmail.com
21.YÜZYILDA KIBLEYİ TESPİHİN KERAMETİNDE ARAMAK
04/07/2015

 

                                                                                                                                                                      

 

                                                                                                    04/07/2015          

       21.YÜZYILDA   KIBLEYİ TESPİHİN KERAMETİNDE ARAMAK

 

      2014 yılı Ağustos ayının bir pazar gününde Belgrat ormanına  ailece pikniğe gitmiştik.Aracımız için bir park yeri ararken iki kişinin öğlen namazını kıldıkları dikkatimi çekmişti.Kılınan bu namaz, namazın şartlarından en önemlisini yerine getirmiyordu.Asıl dikkatimi de bu durum çekmişti.Biri 30-35 yaşlarında sarıklı ve cüppeli ,diğeri 50-55 yaşlarında normal giyimli iki kişi araçların park edildiği alanın içinde uygun bir mekan bularak’’ yönlerini Edirne ilimize çevirerek namaz kılıyorlardı’’.Hava güneşli gökyüzü pırıl pırıldı.Güneşin yön bulmamızdaki fonksiyonu,ilkokulda   öğretilen  ve çok  basit bir bilgi olan ağaçların yosunlu tarafının yön bulmamızdaki kolaylığı,İstanbul ilimizin haritadaki pozisyonu bu iki yurttaşın dikkatlerini hiç mi hiç çekmemişti.Bu basit bilimsel bilgilere başvurulmamıştı.Bu bilgilere başvurulmadığı gibi,alanda   bulunan lokantadaki  çalışanların bilgisine başvurmak,  yada piknik yapan yüzlerce aileden yardım istemek  de düşünülmemişti. Hiç kuşkusuz, dikkatimi çeken de  kıbleyi doğru olarak bulabilecekleri bunca bilgiye niçin başvurulmamıştı ve yanlış yöne dönülerek namaz kılınıyordu Eşime bu durumu gösterip, selam vermelerini bekleyerek yanlış yöne dönerek namaz kıldıkları uyarısını yapacağımı söyledim.O ise ters bir tepki ile karşılaşabilirsin,bana sorarsan hiç karışma demişti.Ağzımızın tadının kaçabileceğini eklemişti.Eşim bu uyarısında haklı olabilirdi.Ama ben dayanamamıştım ve yardımcı olmaya  kararlıydım.

     Eşim ve çocuklarım eşyalarımızı piknik yapacağımız alana taşımaya koyulmuşlardı.  Ben ise,  uygun bir yerde bekleyerek  selam vermelerini beklemiştim.Selam verdikten sonrada , beyler’’ Allah kabul etsin’’ deyip ’’ kıbleyi  hatalı tespit  etmişsiniz’’ demiştim.İçlerinde genç olanı büyük bir bilgelik havasına girerek , benim kadar mı bileceksin edasıyla; sen nereden biliyorsun sorusunu bana yöneltmişti.Devamında  bilimsel  bir buluşa imza atmış havasıyla şu bilgiyi paylaşmıştı.’’Elime tespihimi alıp sağa doğru bir kez iterek git- gel hareketleri bitiminde, tespihin durduğu yön, bize kıbleyi hatasız gösterir’’ demişti.Bunu söylerken  kendisinden ve bilgisinden çok emin bir hali vardı.Bana ‘’karşında bir bilim insanı var’’  dercesine...Ancak, tespihten  beklediği  kerametin  yanlışlığından  bihaberdi. Tespih,kerametini gösterememişti.Kerametimin sırası bu kez  de Edirne iline dönmektir.Bu yöne de tamamen bir tesadüf sonucu ulaştım demişti kendisine.

      Ben de soğuk kanlı  bir şekilde ve onları da incitmeyecek  bir anlatımla bu alana onlarca kez geldiğimi ,bölgeyi bildiğimi söylemiştim.Amacım, namazın şartlarından biri olan kıbleye  doğru bir şekilde  dönerek  ibadetinizi sağlıklı yapmanızdır demiştim.Tamamen insani bir amaçla ve  iyi niyetle onlara yardımcı olmak istediğimi belirtmiştim.Yaşlı olan beni biraz anlamıştı ve haklılığıma inanmak istemişti. Ancak anladığım kadarıyla genç olanın, dini bilgisinin kendisinden daha  fazla olduğunu kabul etmeliydi ki itiraz etme cesaretini gösteremeden, arkadaşına uymaya devam etmeyi tercih etmişti.Ben ise  yukarıda sıraladığım  ve yön bulmamıza yardımcı olan  hiçbir bilimsel gerçekten  söz edememiştim.Canlarını daha fazla sıkmamalıydım. Bir bilim insanı ile tartışmanın saygısızlığına düşmemem gerektiği öğretisini almıştım.Pikniğe gelen diğer yurttaşların ,gerek öğlen gerekse de ikindi namazlarını kıldıklarında biraz dikkat kesilmelerini önerip yanlarından ayrılmıştım.Daha fazla tartışmamın yararı yoktu.

       Doğrusunu söylemem gerekirse çok şaşırmıştım.Bir şok yaşıyordum.İlk kez böylesi bir bilgiyi duymuştum.Yıllarımı  boş geçirdiğime mi yanayım ,yoksa bu bilgeyle şimdiye dek karşılaşmadığıma mı yanayım diye üzülmüştüm.Benim için ne büyük kayıptı.Ülkemdeki böylesi bir bilim adamıyla ne kadar gururlansam azdı diyordum.Onunla bir tesadüf sonucu tanışmak benim için ne büyük bir şans ve ayrıcalıktı.Bu duyguları içinde gidip geliyordum..

    Ülkemizde pek çok hurafenin bulunduğunu ve bu hurafelere   yaşamımızın pek çok alanında  tanık olduğumuzu belirtebilirim.Bu manzara da hiç kuşkusuz  bunlardan   sadece biriydi.Toplumumuzun büyük bir kesiminin doğruluğuna inandığı pek çok dini bilginin aslında   büyük bir  yanlış olduğu,  tamamen hurafelerden  oluştuğunu biliyoruz.Bu noktada sayısız örnekler verilebilir.Bir kaçını sıralamam gerekirse şu örnekleri hemen sıralayabilirim:Her sınav öncesi pek çok türbenin ziyaret edildiğini ,bu ziyareti yapanların  bir kısmının  türbeden medet beklediğini ,çeşitli dileklerini türbeye yazıp türbeyi adeta bir haritaya dönüştürdüklerine görsel  ve yazılı basındaki röportajlardan  sıkça görebiliyoruz.Ağaçları ziyaret yeri olarak kabul ederek, bu ağaçlara çeşitli bezler  bağlanarak sayısız  dileklerin dilendiğine sıkça tanıklık yapıyoruz.Ziyaret edilen pek çok türbenin aslında türbe olmadığı boş bir taş yığını olduğunu ,bu durumun  da yıllar sonra anlaşıldığına rastlıyoruz.Bekar kız ve erkeklere kısmet açılsın ,çocuğu olmayanların çocukları olsun,hatta çocuk cinsiyet için yatır ve türbelerin ziyaret edilerek dileklerde bulunulduğuna  da hiç yabancı değiliz.

       Sözün burasında  hurafeleri  tanımlamanın  yararlı olacağına inanıyorum.  Sosyo Kültürel ve Dini Açılardan Bid’at ve Hurafeler adlı yazıda Hasan Ocak Hurafeleri şöyle tanımlıyor: Korku, çaresizlik ve çağrışım gibi psikolojik nedenlerle beliren, geleceği bilmek isteğiyle bazı rastlantı benzerlikleri iyilik ya da kötülüğün ön belirtileri olarak değerlendiren; bilimin ve geçerli bir dinin reddettiği, birtakım doğaüstü kuvvetlerin varlığını kabul eden, kuşaktan kuşağa geçen yanlış ve boş inanmalardır.  Bu etnolojik tanımdan da anlaşıldığı üzere, hurafelerin temelinde psikolojik sebepler yatmaktadır diyor.

      Sözü çok uzatmadan  okurlarımızı, konunun uzmanı olan iki din adamının  hurafelere ilişkin anlattıklarıyla  baş başa bırakmak istiyorum.

      Hurafeleri ‘’21. yüzyılın Türkiye'sinde Hurafeler’' adı altında kitaplaştıran Iğdır Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kıyasettin Koçoğlu, ülke genelinde bin 380 farklı hurafe ve bid'at tespit edildiğini ifade ederek, bu hurafe ve bid'atların sayısında aile ile ilgili olanların başı çektiğini belirtiyor.
   ''Türkiye'de halen yaygın bir hurafe ve batıl inanış anlayışı var'' diyen Koçoğlu, bilgisizlik, yalnızlık, çaresizlik, zorda kalmışlık, korku, üzüntü, hastalık, sıkıntı ve felaketler, umut ve umutsuzluk isteyerek veya istemeyerek insanları hurafelerin tuzağına ittiğini belirtiyor.

    Türkiye'de üretilen hurafeler içerisinde aile konusunun birinci sırada yer aldığını belirten Kıyasettin Koçoğlu, ülkede aileyle ilgili farklı tam 335 hurafe ve bidat bulunduğunu belirtiyor.
     Koçoğlu, yapılan araştırmalarda hurafe ve bidatlarda aileyi sırasıyla uğur ve uğursuzluğa inanmak (319), cenaze (272), şifa (78), türbe-yatır (73), hıdrellez (49), baht açılması (39), namaz (36), nazar (31), dua (26), adak-kurban (25), hac (23), mübarek gün-gece (17), misafir (12), bayram (12), sihir-büyü-fal (9), cin-peri (9), aşure (8) helâl-haram (7), muska (6), ay ve güneş tutulması (2) takip ettiğini belirtiyor.

Uğur ve uğursuzluğuna inanmakla ilgili hurafe sayısının 319 olduğunu bildiren Yrd. Doç. Dr. Koçoğlu, bunun içerisinde; aylar, geceler, hayvanlar, sayılar ve tırnak kesmekle ilgili hurafelerin de yer aldığını kaydediyor. ''Baykuş ötmesi, kara kedinin insanın önünden geçmesi, horozun vakitsiz ötmesi, insanların ve araçların önünden tavşanın geçmesi''nin uğursuzluğuna inanan insanların bulunduğunu anlatan Koçoğlu, Türkiye'nin bazı yörelerinde de tilkinin uğur getirdiğine inanıldığını aktarıyor.

     Eskişehir Müftü Yardımcısı Ali Osman Orum ise , AA muhabirine yaptığı açıklamada ise , ‘’13 rakamı, merdiven altından geçmek, baykuşun ötmesi, iki bayram arası düğün yapmak ve köpek uluması'' gibi çok sayıdaki yaşamsal olayın uğursuzluk olarak görülmesinin İslam dininde karşılığının bulunmadığını kaydediyor.

    Halk arasında ''İki bayram arası düğün yapılmaz, uğursuzluk getirir'' diye bir düşünce olduğunu ifade eden Orum, birçok alimin iki bayram arasında evlendiği ve düğünlerinin yapıldığını hatırlatıyor. ''Peygamber Efendimiz hayattayken iki bayram arası nikahlar yapıldığını’’ belirtiyor.Ali Osman Orum uğursuz görülen bazı olayları da şöyle sıralıyor:.Ziyaret yerlerindeki ağaçları kesenler çarpılır.Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne götüren kişiler çarpılır.Mezarlığı parmağı ile işaret etmek iyi değildir. Parmakları ile işaret eden kişilerin parmakları kurur.Kurban kesilirken hayvan dilini dışarı çıkarırsa kurban sahibi o yıl içinde ölür. Bir çocuk sürekli ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.Yatarken çorapları baş tarafa koymak iyi değildir, insan çabuk ölür.Mezarlıktan taş, toprak alınmaz.Köpek uluması ölüme işarettir.Kefen makasla veya bıçakla kesilmez.Yılan öldürülüp, suya atılırsa ve yılan suda kaybolursa yağmur yağar ve durmaz, seller olur.Kurt uluyunca ya ayaz olur ya da kar yağar.Bir evin önünde baykuş öterse, o evde biri ölür ya da bir yıkım olur. Baykuş ötmesi uğursuzluktur, yanan bir odun alınarak baykuşa atılmalıdır.Bir kişinin önüne tavşan çıkması uğursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür. Çakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanın başına bir yıkım gelir. Bir evin önünde karga öterse o eve haber gelir. Köpeğin vakitsiz, gece havlaması, horozun vakitsiz ötmesi, öküzün gece böğürmesi kötü şeylere işarettir. Ezan okunurken köpek uluması uğursuzluktur.Ateşe tükürmek, ateşe sövmek, ateşe tırnak atmak, su dökmek

uğursuzluk getirir. Ateş yanan yere cinler girmez. Külün üstüne su dökülmez,işenmez. Gece kül dökülmez, evin bereketi kaçar. Ateşin çıkardığı ses, ateşi yakan kişi hakkında dedikodu yapıldığına işarettir.Karaağaçtan düşen yaşamaz.İncir ağacının altında uyuyanları şeytan alır götürür.Üzümün tanesini, karpuzun sap kısmındaki kabuğunun içini yiyenler yetim kalır. Gelin alayı kırkı çıkmamış kadının evinin önünden geçerse gelinin çocuğu olmaz. Kırkı çıkmamış kadının bulunduğu eve değirmenden un getirilmez.Hıdrellez günü dikiş dikilmez, ağaç, bitki kesilmez, canlı öldürülmez.Arife günü, yakını ölen kişi dikiş dikmez.Arife ve bayram günü ağaç kesilmez.Gece göle girmek iyi değildir. Geceleri cinler, peri kızları gölde yıkanırlar. Girenlerin ruhlarını periler çalar.Geceleri su üzerinden atlanmaz. Su birikintileri ecinnilerin ve perilerin mekanıdır.Kaynayan suya bıçak sokulmaz. Suya tükürmek uğursuzluk getirir.Akşam soğan yenen yere melekler gelmez.Gece aynaya bakanın ömrü   kısa olur.Gece ıslık çalmak günahtır.Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır.''Bismillah'' demeden yemek yiyen kişi doymaz. Şeytan da onunla birlikte yemek yer. Gök kuşağının altında bir erkek geçerse kız, kız geçerse erkek olur.Dolu yağdığında dolunun kesilmesi için dışarıya sacayağı atılır.Salı günü çamaşır yıkanmaz, yıkanan çamaşırı giyen kişi onu kirletemez, ölür.Salı günü düğün yapılmaz.Yarım çay içen kadın dul kalır.Yola giderken tükürmek insana yıkım getirir. Üç yol ağzında yatmak uğursuzluktur.Ayakkabının ters gelmesi hastalığa işarettir.

                                                                                                                

 

                                    



Paylaş | | Yorum Yaz
410 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

YOZLAŞARAK HER GÜN BİRAZ DAHA ÖLÜYORUZ - 30/10/2018
Acıları paylaşmak, adeta sevinçleri paylaşma törenlerine dönüşmüş.Ya da sevinç ve acılar birbirine karışmış..
HESLERİN İNSAN VE DOĞAYA VERDİĞİ ZARARLAR - 16/07/2015
CELAL
GECE VE PİKNİK ETKİNLİKLERİNE SIKIŞAN KÖY DERNEKLERİ - 30/06/2015
C
Anlık
Yarın
4° -4°
AlışSatış
Dolar5.33325.3546
Euro6.06716.0914