• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/547519185411609/
  • https://twitter.com/Karakocan_org
             
Av.Mithat ÖZCAN
perivadisi_55@hotmail.com
BENİ SEVMEYEN VATAN HAİNDİR (!)
29/10/2015

BENİ SEVMEYEN VATAN HAİNDİR (!)

 

                                                                                                                    Av. Mithat ÖZCAN

perivadisi_55@hotmail.com

 

Yaşamım boyunca tembelliğe hiç yüz vermedim. Benden yüz bulmadı hiç. Hep çalışkanlığın, üretmenin olmaya özen gösterdim.

Ne var ki yorgunluğun egemenliğine boyun eğmekteyim bir süredir. Bunun sonucunda da bazı sorumluluklarımı aksatır oldum.

Aylar oldu yazı yazmıyorum. Bu nedenle sevdiğim bir uğraşıdan uzak kalmanın mahcubiyeti içindeyim.

Yine de bir yandan da yeniden yazmaya başlamanın heyecanını yaşıyorum.

Ne yazmalıyım diye düşünüp durdum. Aslında çoktandır ülkeyi yönetenlerin açıklamaları üzerinde bir şeyler yazmayı düşünüyordum.

Her Allahın günü konuşup duran bu şahsiyetler acaba giderek söz ustası mı oluyor yoksa kendilerini mi tekrarlayıp duruyorlar? Sözleri dinleyenlerin ufkunu mu açıyor yoksa akla ve mantığın körelmesine mi neden oluyor? Durmadan ne konuşuyorlar? Nasıl konuşuyorlar? Söyledikleri neye yaramakta?

Gelin birlikte bu sözlerden birkaçını ele alıp üzerinde biraz kafa yoralım. Var mısınız?

Eee haydin öyleyse:

Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan, Ankara’nın başkent oluşunun yıldönümü nedeniyle yaptığı konuşmada şöyle demiş:

Ankara bu gün hepimizi gururlandıran bir marka şehir haline gelmiştir.“ (Cumhuriyet 14.10.2015)

Peki Ankara’yı marka yapan özelliği ne? Dünyanın en iyi düzenlenmiş kenti mi? Kentlerarası bir güzellik yarışını mı kazanmış? Dünyanın kapış kapış kaptığı bir teknolojik ürün üretilmiş bu kentte? Dünyanın en saygın sanatçıları, yazar ve çizerleri mi oturuyor bu kentte? Yoksa bu şehir üstün bir demokratik anlayışla mı yönetiliyor? Ya da Cumhurbaşkanı bu kentteki bir sarayda oturduğu için mi?

Bu günlerde Ankara denince yüzden fazla kişinin ölümüne, yüzlercesinin de yaralanmasına neden olan bir katliam akla geliyor hemen. Tüm dünya insanları İŞİD denilen kanlı bir örgütün katliam yaptığı katliam yaptığı bir şehir olarak tanımakta artık bu kenti.

Bu durumda şu soruyu sorabiliriz: İŞİD, Ankara marka olsun diye bu katliamı gerçekleştirmek için burayı seçmiş olmasın?

Bence Cumhurbaşkanı Ankara’yı “markalaşmış şehir” diye nitelemesinin nedeni oturduğu Saray’ın bu şehirde olmasıdır.

Bu nedenle olsa gerek, bu Saray’a gitmeyeceklerini beyan eden muhalefet liderlerini kastederek, “Önce ne diyorlardı 'biz oraya gitmeyiz' daha sonra ne dediler 'çağrılırsak gideriz'. Ya zaten eninde sonunda bunu yapacaksınız. Kuzu kuzu geleceksiniz Kaçak Saray'a, başka çareniz yok” demiştir.

Bakalım muhalefet “kuzu” ve “kuzu” olmayı kabul edecek mi?

Ya etmezlerse?..

                Sayın Cumhurbaşkanı, ülkemizi ziyaret eden Finlandiya Cumhurbaşkanı ile ortaklaşa yaptığı basın toplantısı sırasında konuk gazeteci Kankkonen’in “Vatandaşlar sizi diktatör görüyor, korkuyor. Siz diktatör müsünüz?” diye sorması üzerine şöyle demiş:

“Diktatörün olduğu ülkede, Cumhurbaşkanının ailesi dâhil sınırsız hakaretin olduğunu göremezsiniz. Bunları sabırla karşılıyoruz. Türkiye’nin demokratik parlamenter sistem içerisinde özgürlükler sınırsız yaşanmaktadır. Bu konuda AB ülkeleriyle yarışırız. Bunu iddiayla söylüyorum.”

Gerçekten Cumhurbaşkanı ve ailesine hakaret edenler bu denli hoş mu karşılanıyorlar? Türkiye Cumhurbaşkanı’nın iddia ettiği gibi bu kadar demokratik, bu kadar özgürlükler ülkesi mi?

Mutlaka bu ülkede epeyce insan buna inanmakta ama şu gazete haberi durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor:

CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, Adalet Bakanlığına bilgi edinme talebi ile Cumhurbaşkanına hakaret suçu kapsamında hakkında dava açılan kişi sayısını sordu.

Bakanlığın Müsteşarlık Bilgi Edveinme Bürosunun verilerine göre; 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev yaptığı dönemde 1359 adet kovuşturma izni talebi geldi ve bu taleplerden 545 adedine kovuşturma izni verildi. Tutuklanansa olmadı. 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görev yaptığı 28 Ağustos 2014 -  28 Şubat 2015 tarihleri arasında toplam 236 adet kovuşturma izni talebi geldi ve bu taleplerden 105 adedine kovuşturma izni verilerek, 8 kişi Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı. (Gazeteler)

Peki bu eleştiri özgürlüğü konusunda gerçekten AB ülkeleriyle yarışacak durumda mıyız? Gerçekler dünyasında değil ama hayaller dünyasında bu soruya evet diyebiliriz. Oturduğumuz yerde kendimize övgüler yağdırırsak gerçekler değişmez ama gülümser.

Çetin Altan’ın deyimiyle buna “Türk’ün Türk’e Türklük propagandası” denir.

Sayın Cumhurbaşkanı, Ankara’da gerçekleştirilen İŞİD katliamında devletin ve hükümetin sorumlu olduğu söyleyen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı kastederek şöyle demiş:

 “Bunlar terör örgütleriyle aynı safta yer aldıklarını bilmek zorundadırlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,Bezmialem Vakıf Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada da Demirtaş’ı HDP’yihedefine alarak şöyle demiş:

Bunlar Hain ve İhanet Çetesi!”

Bu suçlama ile ne demek istiyor Cumhurbaşkanı? Onları düşmanlaştırıyor mu? Hem düşmanlaştırıp hem de halkın gözünden düşürmek mi istiyor?

Peki bu suçlama yapıldıktan sonra Cumhurbaşkanının baktığı gözle mi bakıyor Demirtaş’a? Kuşkusuz Demirtaş’a oy verenler, ona beğenilerini göstermiş olanlar, bu saldırının kendilerine de yapılmış bir saldırı olduğunu düşünüp Demirtaş’a daha çok sahip çıkmaya başlıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı’nın yandaşları ise Demirtaş’a karşı biraz daha zehirlenmiş oluyorlar.

Peki bu gerginleştirici ve ötekileştirici dil sorunların çözümüne katkı mı sunuyor yoksa olumsuz etkide mi bulunuyor? Elbette sorunların çözümünü zorlaştırıyor. Öyleyse bu olumsuz dili kullanan sorunları çözmek yerine kendini tatmin etmiş, kızgınlığını tatmin etmiş oluyor yalnızca.

Türkçe Sözlükte “hain”sözcüğü “kötülük yapmaktan hoşlanan” şeklinde anlamlandırılmış. “Vatan haini” nitelemesi “düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsayan suç”; “çete” sözcüğü ise “Yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk” şeklinde anlam verilmiş.

Bu anlamları gözönünde bulundurarak şunları sormamız gerekiyor:

Sayın HDP Eşbaşkanı kötülük yapmayı seven, bu nedenle de düşmanla işbirliği yapan bir kişi mi?  6 milyondan fazla oy almış, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyada 1. Parti olmayı başarmış HDP kanun kaçaklarından oluşmuş bir çete mi?

Eğer bu doğru ise, seçime bir çetenin katılmasına izin verilmiş olunuyor. Böylece, ülkeyi yönetenler buna göz yumarak suç işlemiş oluyorlar.

Sayın Başbakan Davutoğlu, Ankara’da İŞİD aracılığıyla gerçekleştirilen katliam için hükümeti tedbir almamakla suçlayanlara şu cevabı vermiş:

Ölen canlı bomba Alagöz yakalanarak hukuka teslim edildi.”

Ölen bir insanın hukuka teslim edilmesi ne anlama geliyor? Hukuksal açıdan da mantıksal açıdan da aslında bir anlam içermiyor. Bu tür durumlar için halkımız “Laf olsun torba dolsun” demektedir. Peki bu yolla doldurulan torba ne işe yarar? Hiçbir işe. Özgül ağırlığı olmayan bir torba oluyor bu. Kimbilir belki de yeni bir hukuk dalının doğmasına neden olabilir: Morg Hukuku.

Başbakan’ın eylem hazırlığı içinde İŞİD teröristlerinin ellerinde olduğunu açıklaması üzerine “O zaman neden yakalamıyorsunuz?” diyen muhalefet partilerine şunu söylemiş:

Eylem yapmadan onları tutuklayamayız.”

Buna şaşırmamak lazım. Çünkü nasılsa intihar saldırısı gerçekleştirip insanlarla birlikte ölecek ve böylece ölüsü yakalanıp hukuka teslim edilecek. Ölmeden ve öldürmeden önce yakalamak, teröristin eylem yapma hakkına engel olmak demektir. Bu da hukuka aykırıdır öyle değil mi?

Tüm bunlardan ne anlamalıyız? Bence şunu:

Bizi yönetenlerin kendilerine özgü, yalnızca kendilerinin ve yandaşlarının anlam yükleyebildikleri, akıl yoluyla kavrayamadığımız bir dilleri var. Bu dile boşuna bir anlam yüklemeye çalışmayalım. Çünkü bu dil bizim dünyamıza oldukça uzak duruyor.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

Cumhurbaşkanını ve Başbakanı sevmeyen ölsün(!)

 

 

 

 

 

 



Paylaş | | Yorum Yaz
821 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

AZRAİL COŞTUKÇA COŞUYOR, ÖLÜM ORTALIKTA KOL GEZİYOR - 12/12/2016
Bence insanın gerçek vatanı, üzerinde yaşamaktan mutluluk duyduğu, ölürken içine gömülmek istediği yerdir.
KÜRT SORUNU YOKTUR, BAŞKANLIK SORUNU VARDIR - 16/04/2015
Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan, 2005 yılında Diyarbakır’da “Bu ülkede Kürt Sorunu vardır ve bu sorun benim sorunumdur” demiş, bunun sonucunda da Kürt halkından büyük sempati kazanmış, umut yeşertmişti. Bunun karşılığını da seçimlerde fazlasıyla almıştı
BİR YANDAN DOLANDIRICILIK HACİZ BİR YANDAN TECAVÜZ TACİZ - 19/03/2015
Gün olmuyor ki yayın organlarında birkaç kadının öldürülmesinden, çocukların kaçırılmasından, tecavüz edilmesinden söz edilmesin. Öyle ki artık toplum bu tür haberleri kanıksar hale gelmiştir. İş o noktaya gelmiştir ki, bu tür haberlerin olmadığı gü
PERİ SUYU KAN AĞLIYOR - 02/03/2015
Irmaklar da ağlar mı? Nedir ırmakları ağlatan? Kimdir ırmaklara gözyaşı döktürenler?
BAKTIM ÜÇ-BEŞ KİŞİ MEZAR KAZIYOR - 07/02/2015
Sizde nasıl bir etki bırakıyor bilemiyorum ama mezarlar yüreğimde derin bir acı bırakıyor! Hele sevdiğim, tanıdığım birinin mezarının kazılmasını izlerken, dayanılması güç bir duygu yoğunluğu yaşıyorum. Mezar toprağına inen her kazma yüreğimi deliyor
Anlık
Yarın
4° -4°
AlışSatış
Dolar5.33325.3546
Euro6.06716.0914